Siyaset

Arslan, Asgari Ücrette Hedef Yoksulluk Sınırı Olmalı – Siyaset

07 Aralık 2020 – 12:27 – Güncelleme: 07 Aralık 2020 – 12:34

ASGARİ ÜCRETTE HEDEF YOKSULLUK SINIRI OLMALI

Şu anda asgari ücret 2 bin 324 lira, açlık sınırı ise 2 bin 482 lira. Yani asgari ücret, açlık sınırının altında. Bir insanın çalıştığı halde yeterli derecede gıdaya ulaşamaması kabul edilebilir bir durum değildir. Şu anda yapılması gereken ilk ve en kolay yollardan bir tanesi asgari ücret üzerindeki vergilerin kaldırılmasıdır. O zaman asgari ücret 3 bin liraya yaklaşır. Ama bu yeterli olmaz. Çalışan bir insan hangi işte çalışırsa çalışsın kendi geçimini rahatlıkla sağlayabilmeli. Geçiminden sonra diğer ihtiyaçlarını da karşılayabilmelidir. İşte bu da yoksulluk sınırı olarak ifade ediliyor. Yoksulluk sınırı ne kadar? 8 bin 85 lira. Dolayısıyla asgari ücrette hedef yoksulluk sınırı olmalıdır. Bu söylediğimizin bir anda olması elbette mümkün değil. Ancak hedef bu olmalıdır. Her yıl enflasyondan sonra yüzde 6-7 gibi bir zam yapılırsa, 10-15 yılda bu rakama ulaşılır. Kaynaklar doğru yatırımlarda kullanılmadığı için bu hedef hayal gibi görünüyor. Böyle bir hedef olmadan asgari ücreti belirlemek çalışana zulümdür. Şimdi asgari ücrete yapılacak zamla 1-2 ay bir rahatlama olsa bile, 2 ay sonra gene açlık sınırının altına iner.

OPERA BİNASI DEĞİL FABRİKA YAPIN.

Yatırım deyince bizim aklımıza üretim yatırımları gelmektedir. İktidarın aklına ise stadyum yapmak, opera binası yapmak geliyor. Biz de yatırım yapıyoruz diyorlar. Bakın 83 milyon avroya mal olan bina yaptık. TL olarak yaklaşık 800 milyon, eski parayla 800 tirilyon. Şimdi iktidara şunları sormak istiyorum; burada yapılacak sanat eserleri insanımızın karnını doyuracak mı? İşsizliği düşürecek mi? Ülke ekonomisine ne kadar faydası olacak? Kişi başına düşen milli geliri ne kadar artıracak? Bu parayla fabrikalar yaparak hem üretip hem de iş imkanı sağlasaydınız daha faydalı olmaz mıydı? Bir çok insanımızın sıkıntıda olduğu bu dönemde bu parayı insanımıza dağıtsaydınız olmaz mıydı?

YASAKLARDAN ÖNCE YAPILACAK YARDIM AÇIKLANMALIYDI.

Dış ülkelere yardım yapmakla öğünen ve bu yardımları devam ettireceğini dile getiren iktidar kendi vatandaşına sabır tavsiye ediyor. Pandemi var diye yasaklar getiriyor. Kulağa hoş gelsin diye kısıtlama dendiğine bakmayın bildiğiniz yasak. Bu yasakları getirmeden önce insanımıza desteklerinizi açıklamanız gerekirdi. Demeliydiniz ki; ‘her TC Numarasına bin TL yardım yapıyoruz, kapanan işyerlerindeki esnafın ve işçinin SGK ödemlerini karşılıyoruz, kapalı kaldığınız sürelerde vergi muafiyeti sağlıyoruz, belli bir limite kadar elektirik, doğalgaz, internet faturalarını biz karşılıyoruz’. Ama nerde? Söyledikleri tek şey işyerlerinizi kapatın, evden çıkmayın.

DOMUZ GRİBİ GİBİ KORONAVİRÜS’TE ABARTILIYOR.
Geçen haftada dile getirdiğimiz gibi sürekli pompalanan korku, esnafın iş yapamaması, iş bulamama ve evden çıkamama gibi durumların insanımıza vereceği zarar koronadan kat be kat daha fazladır. Bu husus her zaman göz önünde tutulmalıdır. Geçen hafta da dile getirdiğimiz gibi koronavirüs bildiğimiz griptir. Belki bir tık üstü. Ancak kesinlikle daha fazlası değil. Bu kadar abartılacak bir durum yok. Tabi biz böyle söyleyince insanımız tepki gösteriyor. Bu kadar hasta olan var, bu kadar ölen var diyorlar. Hepimiz biliyoruz ki; korona olmadan önce de pek çok hastalık vardı. Her yıl sonbahar ve ilkbahar mevsiminde insanlarımızın çoğu grip olurdu. Kendimi bildim bileli bu durum her sene yaşanırdı ve hala yaşanıyor. Ölenler var deniyor. Ölüm de yeni ortaya çıkmış bir durum değil. İnsan fanidir. Geçen yıl ülkemizde TÜİK verilerine göre 435 bin 941 kişi hayatını kaybetti. Bu yıl kaç kişi hayatını kaybetti? Bunu bilemiyoruz. Neden? Çünkü 2020 yılında vefat eden insan sayısı verilerde yok. Olmayışının nedeni kıyaslama yapılmasın mı?  Eğer bu rakamı bilebilseydik bir kıyaslama yapabilirdik. Yani hastalık ta ölüm de hap vardı. Korku ve panik havası küresel güçlerin işine yaradığı için hep pompalandı. Hastalıklar hep abartıldı. Geçmişte yaşanılan ‘domuz gribi’de abartılmıştı. Ancak bu gerçek daha sonradan ortaya çıktı. O günlerde bunu söyleyenlere de tepki gösterilmişti. Daha sonra Avrupa Konseyi’nde ifade veren Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) hastalıkların sıklık ve yayılma düzenini inceleyen epidemioloji birimi direktörü Profesör Ulrich Keil, “Domuz gribi salgını ilaç üreticilerinin kârlarını artırmak için bu şirketlerle ortak olarak üretilen abartılmış bir korku kampanyasından başka bir şey değildi”” diye konuştu. WHO’da kalp hastalıkları konusunda bir numaralı uzman olarak kabul edilen Profesör Keil, Avrupa Konseyi’ndeki ifadesinde şu sözleri kullandı: “WHO, SARS ve kuş giribi konusunda da tüm tahminlerinde yanıldı. Kamu sağlığını ilgilendiren onca şey varken domuz gribi konusunda halkta büyük bir panik yaşanmasına sebep olduk ve bu tamamen abartılmış bir korkuydu. WHO’nun kararları ülkelerin sağlık bütçelerine çok büyük yük getirdi. İnsanların ölümüne sebep olan en önemli etkenlerin hipertansiyon, sigara, yüksek kolesterol, obezite, egzersiz yapmama, sebze ve meyve tüketiminin azlığı olduğunu çok iyi biliyoruz. Hükümetler, WHO’nun tavsiyesi doğrultusunda bu alanlara yatırım yapmaları gerekirken küresel bir salgın yaşanması yönündeki deliller çok zayıf olmasına rağmen domuz gribine yatırım yapmak zorunda bırakıldı.” Bugün yaşadıklarımız o günlerden farklı değil. Bu sefer abartı daha büyük.

ÇİN’E AŞI GÖNDEREN TÜRKİYE’DEN, ÇİN’DEN AŞI ALAN TÜRKİYE’YE.

Bizi korkuyla bir yerlere yönlendirmeye çalışıyorlar. Bunlardan birisi de aşı. Herkesi defalarca aşılamak istiyorlar. Önümüzdeki hafta Çin’den gelen aşıların yapılacağı açıklandı. Yetkililerin şu sorulara cevap vermesini istiyorum; Çin’de hayatın büyük oranda normale döndüğü bildiriliyor, acaba Çin bu aşıları kendi vatandaşına kullanmadan nasıl normale döndü? Eğer aşı yapılmadan normale dönülebiliyorsa biz neden aşıda ısrar ediyoruz? Aşının yan etkileri konusunda yeteri kadar bilgi sahibi miyiz? Aşı üreticileri Avrupa Konseyi’nden yan etkileri için muafiyet istemişlerdir, bizden de muafiyet istendi mi? İstendi ise muafiyet verildi mi? Yapılan bazı açıklamalarda aşı yapılsa bile covid olma ihtimali vardır ve maske, mesafe kuralına devam edeceğiz denilmektedir, aşıdan sonra normal hayatımıza dönebilecek miyiz? Eğer dönemeyeceksek aşı yapmanın bir anlamı var mıdır? Dünya nüfusunu 500 milyonun altında tutmak isteyen ve bunun en iyi yolunun aşılar olduğunu söyleyen insanların aşısına ne kadar güvenebiliriz? Son olarak 1938 yılında Kolera Salgını nedeniyle Çin’e 1 milyon aşı gönderen Türkiye’den, bugün Doğu Türkistan’daki kardeşlerimizi asimile etmeye çalışan Çin’den aşı alan bir Türkiye. Nerden nereye? Hiç içiniz yanmıyor mu?

DSÖ HER ZAMAN DOĞRU KARARLAR ALMIYOR.

Bugün yaşadığımız duruma pandemi adını veren de, alınacak tedbirleri belirleyen de Dünya Sağlık Örgütü’dür. Yukarıda da açıkladığımız gibi DSÖ insan sağlığı açısından daha önce de yanlış kararlar almış ve bu kararları uygulatmıştır. Geldiğimiz noktada gene yanlış kararlar almaktadır. İktidarın yapması gereken DSÖ’nün dayatmalarına dirayet göstermek, vatandaşlara düşen görev ise DSÖ’nün tedbirlerini sorgulamaktır. İnanıyorum ki; biraz sorguladığımızda bütün hesaplar ters tepecek ve dünya herkes için yaşanabilir bir yer olacaktır. Adil bir dünya hedefimizden vazgeçmediğimizi belirterek hepinize teşekkür ediyor, sağlıklı ve huzurlu günler diliyorum.

Saadet Partisi Afyonkarahisar Merkez İlçe Başkanı Orhan Arslan


Afyon Kent Haber

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu